27 Ağustos 2012 Pazartesi

Başka Bir Şey Düşünüyorum


O parlak gözlerini unutamıyorum. O odada bana kurduğu tuzağı. Bilgisayar ekranında yazan şeyleri. Ekrandan çıkan koluyla mouse’u tutuyordu. İlk bakışta fark edilmeyecek kadar iyi uydurulmuştu renkler. Aslında neydi tuzak bilemiyorum. O, bir çift gözleriyle bana bakıyordu, tıpkı bir seri katilinki gibi karanlık bir o kadar da iç açıcı ama kötü adamlarınki gibi parlayan gözlerle. İlk baştaki donuk suratı, gördüğümü bir resim zannetmeme sebep olmuştu. Daha sonra resim hareket eder gibi oldu,daha sonra kolunu fark ettim. Bir anda dudak çizgisi oynadı gibi geldi. ‘Sanki birazdan gülecek gibi’ dedim içimden. ‘Kahrolası pis pis bana gülecek, gülerse ne yaparım, bu iğrenç olur’. Yanılmadım da saniyeler içinde dudak kıpırtısı iğrenç ve hain bir sırıtış halini aldı. Varlığına sevindirmedi yine, sevinsem bile kötü bir şey olacaktı bu. Fakat yine de gösterdi pislikliğini bana. O gözler korkutucuydu. Güzeldi ama tehdit ediciydi. Eski türk filmlerindeki en iyi kötü adam karakteri olurdu, oynasaydı. Yani var olanın en iyisine 10 basar.  O kötü niyetli sırıtışın ardından daha fazla duramadım, oraya gelişim gözümün önünden film şeridi halinde geçerken  ben de geri dönecek yol aradım. O oda neresiydi bilmiyorum. Daha önce hiç gitmediğim bir yerdeydi, daha önce hiç gitmediğim bir yerdi. Buna pek şükredemesem de nihayet kabus bitti. Seslerden dolayı uyanmıştım. Gözümü açtım ve o anda rüyamı hatırladım. O ışıltılı gözlerle o pis bakış geldi gözümün önüne. Dehşet verdi. Bu yüzden gözlerimi daha fazla açık tutamadım ve bir hışımla kapadım. Bütün ses ve gürültüye rağmen kapadım. Uyumaya çalıştım. Kalkamazdım. Bu şokla insan içinde olamazdım. Davranamazdım. Düşünemezdim. Günaydın diyemez, büyükannemle birlikte kahvaltıya oturamazdım. Işığı göremezdim, ışığın görmemi sağladığı nesneleri göremezdim, başaramazdım. Bu yüzden, uyudum. Kaçtım günden. Uyudum. Rüyamın devamı yoktu, olmayacaktı biliyordum. Başka bir rüya görmeye zorladıysam da kendimi, olmadı. Zifiri karanlığa gömüldüm. Karanlık bir hiçlikte birkaç saat daha yolculuğa daldım. Daha sonra büyükannem üzülmesin diye düşünerek kendimi zorlayarak kalktım. Mutfağa doğru gidiyordum ki, sözlerini işittim. ‘Niye kalkmıyor o ya? Kalksın! Bu saate kadar uyunur mu hiç?’ Sesi kızgındı. Saati bilmiyordum. Bu sözlerin ardından yatağa geri döndüm. Bir süre daha yattım, uykuya dalamadım. Müthiş bir baş ağrısıyla düşünedurdum. Daha sonra, içeriden gelen televizyon sesiyle bir kalkma girişiminde daha bulundum. Saat on dörde geliyordu. Yüzümü yıkadım. Açlık kokuyordum. Suratım bile gerilmişti, donmuştu adeta. Mutsuzluğu nefes veriyor gibi bir halim vardı. Kendime hayat verir belki diye, su içmeyi akıl ettim. 1 bardak su içtim. Hayat gelmedi. Biraz daha içtim, hayat, canlılık hiç gelmedi. Önceki günden kalan poğaçalardan yedim bir tane, sabah kahvaltısından kalma birkaç patates kızartması bir de. Vücuduma canlılık kazandırmıştım belki ama, benliğime değil.

Uzun bir gün oldu. 24 saat önce yine burada, York Minster’ın çatı fotoğrafına bakıyordum. Dosyası hala açık duruyor. Onu inceledim, ama kafamda en ufak bir yorum belirmedi. Saat üç. Yine dün gece bir buçuk saat sonra uyudum. Bundan yarım saat kadar önce ise, uyumak için yatağa uzandığımda, odada sadece uydunun ekranında yazan ‘OFF’ yazısının yeşil ışığı vardı. Yine o gözler belirdi. Gözümü kapattım, gitmediler. Açtım, gitmediler.

Sanki çok sevdiğim birini öldürmüş, belki de beni öldürmüş gibi bir katil zaferi yaşarmışçasına bakıyor. ‘Derdin ne?’ geçiyor aklımdan. O dehşet verici bakışlar bir dizi diş ile sırıtarak cevap veriyor bana. Dalga geçmek var amaçlarının arasında, aşağılamak var.

Uyumayı yeniden denemeliyim. Zira sabah yaşlı büyükannemle birlikte kahvaltı etmek istiyorum. Bunun için erken kalkmam şart. Keşke bu kadar zor olmasa uyumak şu an için.Paul Klein*’ın ikizi Simon gibi gözümü kapadığım anda uykuya dalabilsem.


24/08/2012


...............................................................................................................................
*Jean-Paul Dubois'in Başka Bir Şey Düşünüyorum adlı kitabının baş karakteridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder